Laz Şairi Helimişi Hakkında Notlar

<p>
	1990&rsquo;lı yılların başları&hellip; Laz k&uuml;lt&uuml;r&uuml; hakkında hen&uuml;z &ouml;ğrenme s&uuml;recinin başında olduğumuz zamanlardı. Hasan Helimişi adını yeni yeni duymaya başlamıştık. Lazca şiirler ve şarkılar yazmış bir Laz olduğunu biliyorduk, ancak daha fazla bilgiye sahip değildik. Kimdi, nasıl biriydi, neler yapmıştı?</p>

1990’lı yılların başları… Laz kültürü hakkında henüz öğrenme sürecinin başında olduğumuz zamanlardı. Hasan Helimişi adını yeni yeni duymaya başlamıştık. Lazca şiirler ve şarkılar yazmış bir Laz olduğunu biliyorduk, ancak daha fazla bilgiye sahip değildik. Kimdi, nasıl biriydi, neler yapmıştı?

Nihayet, 1999 senesinin bir yaz günü Helimişi’nin izini sürmek üzere O’nun yaşadığını bildiğimiz Batum’a gitmeye karar verdik.

Sarp sınır kapısının açılmasının üzerinden on sene gibi bir zaman geçmiş olmasına rağmen Gürcistan’a geçmek halen düşündürücü bir eylemdi. Zira neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Elbette en iyisi bu yolculuğu bir rehberin eşliğinde yapmaktı. İşte bu sırada Sarp köyünde akrabaları olan Mehmedali Veziroğlu ile tanıştık.

Sarp sınır kapısı, Sarp köyünü ikiye bölen derenin tam üzerinde bulunur. Bu sınır köyü ikiye bölmüş, yarısı Gürcistan tarafında, diğer yarısı da Türkiye tarafında kalmıştı. Soğuk savaş yıllarında karşı tarafa geçmek, dikkatlice bakmak ve hatta parmakla işaret etmek dahi hem cesaret hem de resmi yetkililer arasında protokol mevzusuydu.

Gizemli bir diyara ilk adımlarımızı endişe ve merak içinde atıyorduk. Bu adımın sonucu hayal kırıklığı da olabilir, yeni ve farklı bir dünyaya atılan ilk adım da…

Cemal Vanilişi Sarpi’de bizi bekliyordu. Vanilişi, cana yakın, dostluk göstermesini bilen değerli bir insandı. Lazların Tarihi kitabının yazarı Muhammet Vanilişi’nin oğluydu. 60 yaşlarındaydı ve  köydeki lisede çok uzun zamandır müdürlük yapıyordu. Sovyet döneminde köyün konumundan dolayı çok sayıda insanı konuk etmiş, misafir ağırlama konusunda deneyimli biriydi.

O akşam Cemal Vanilişi’nin evinde ağırlandık. Onlar da Türkiye’yi ve Türkiye tarafındaki Lazları  merak ediyorlardı. Daha önce bizim gibi kültürel konulara ilgi duyan Lazlarla tanışma fırsatları olmamıştı. Biz onlardan, onlar da bizden öğrenme, tanıma fırsatını en verimli şekilde değerlendirmeye çalışıyordu, zira zaman kısıtlıydı.

O geceyi tanışmamız adına kutlama ve sohbetle geçirdik. Bize, Sovyet Gürcistanı'nda Lazlarla ilgili olup bitenleri, ortaya konan eserleri ve Hasan Helimişi’yi olabildiğince anlattılar. Helimişi'nin çalışmaları hakkında bilgi sahibi olmaya başlamış, merakımızı bir nebze de olsa giderebilmiştik.  Şimdi sıra Helimişi’nin üretimlerini öğrenmeye gelmişti.

Sabah Türkiye’ye dönme vaktiydi. Son sözler söyleniyordu artık. Kapıda, ayak üstü Helimişi ile ilgili ellerinde herhangi bir şey olup olmadığını sordum. Cemal Vanilişi kısa bir süre sonra elinde Helimişi’ye ait olduğunu söylediği 15 teyp kasetiyle yanımıza geldi. “İşte, dedi, Hasan Helimişi’nin şarkıları, şiirleri burada.”

Helimişi’ye ait 15 kaset… Onları alıp Türkiye’ye götürmek istesem gümrükte bir sorun çıkabilirdi, elimden alabilirlerdi. Yıllar sonra tanıma fırsatını bulduğumuz Laz şairinin bütün eserleri yok olup gidebilirdi. Kafamda netleşen ilk düşünce öyle bir riski göze alamayacağım yönündeydi. “Bunları yanıma alırsam ve yolda sorun çıkarsa sorumluluğunun büyük olacağını ve öyle bir sorumluluğu alamayacağımı, ama bir hafta sonra tekrar gelip kasetleri kopyalayacağımı” söylediğimde hem onlar rahatladı hem de ben.

Sarp ziyareti, Hasan Helimişi hakkında bilgi sahibi olmanın ötesinde yeni dostluklara sahip olma anlamında verimli bir ziyaret olmuştu. Köy halkının ifadesi ile “yarım köy”de Laz kültürü hakkında o kadar çok şey yapılmıştı ki, bir anda tümünü algılayabilmek ve akılda tutabilmek mümkün değildi.

Derken bir hafta sonra tek başıma sözleşmiş olduğumuz üzere Sarpi’ye geçtim. Cemal Vanilişi beni bekliyordu. Bu sefer üç gün kalabilecektim ve o üç günü Cemal amcanın evinde geçirecektim.

Cemal amcanın evinde üç gün boyunca durmadan çalıştım, durmadan öğrendim. Sadece Helimişi ile ilgili kayıtlar yoktu elbette; daha bir çok Lazın, Laz dili ve kültürü üzerine yaptığı çalışmalar mevcuttu. Çok sayıda gazete haberi ve video kayıtlar da vardı.

Birçok şeyle birlikte Helimişi’nin bütün kasetlerini kopyalamama izin verdiler. Aslında Helimişi ölmeden önce şiirlerini, şarkılarını, piyeslerini, hayat hikayesini, kısaca tüm eserlerini makara bantlara kaydetmişti. Sarp sınır kapısının açılmasından sonra Hopalı Fazıl Lostar’ın, Helimişi’nin makara bantlarını stüdyo ortamında kasetlere aktardığını duymuştuk. Cemal amcanın elindeki kasetler bunlardı.

Helimişi’nin vefat ettiği dönemde Tiflis’te üniversite eğitimi gören Laz gençleri yerinde bir kararla Helimişi’nin tüm eserlerini toplayarak köylerine götürmüş ve orada uzun yıllar muhafaza etmişlerdi. Şimdilerde elli yaşın üzerinde olan bu gençler olmasaydı hiç şüphesiz yeterince materyale ulaşamayacak ya da bunlar kaybolup gidecekti.

Cemal Vanilişi’nin verdiği kayıtlar şüphesiz çok değerliydi. Bu kasetlerin içinde, Helimişi'nin kendi  şiirlerinin haricinde, besteleri, Lazca halk müziği derlemeleri, derlenmiş anonim şiirler, Helimişi tarafından yazılmış olan Türkçe rubailer de bulunuyordu. Ayrıca, kendi ağzından otobiyografisi (hayat hikayesi) ile "Kore'de Bir Laz Kızı" adlı romanı da mevcuttu. Ancak romanın tamamına ulaşamadığımızı belirtmem gerekir. Kısaca Helimişi hiç bir şeyi şansa bırakmamış, günün birinde keşfedileceğini ön görerek eserlerini makara bantlara Lazca olarak kaydetmişti.

***

Helimişi’nin aile soyadı ÇUHADAROĞLU’ydu. Ancak Soyadı Kanunu çıkmadan evvel Türkiye’yi terketmiş, bu soyadla resmi kayıtlara geçmemişti. Hiçbir çalışmasında da bu soyadı kullanmamış, bunun yerine Lazların geleneksel ad-soyad formatını kullanarak babasının adını (Halim) soyad olarak almayı tercih etmişti (Lazca’da Halim, Helimi şeklinde söylenir).

Nihayet Türkiye'nin Batum Başkonsolosluğu’nun Helimişi’ye gönderdiği 31.7.1967 tarih ve 700-351-232 sayılı bir evrakta, “Bay Hasan Halimişi – Çohataroğlu” ismi yazılmıştır.

***

Yine yaptığımız araştırmalarda, annesi Havva Çuhadaroğlu ve kızı Narima Helimişi’nin Şair’e yazdıkları mektuplara ulaştık. Annesi 1970’lerde Akçakoca’ya, akrabalarının yanına yerleşmiş ve orada hayata veda etmişti.

***

2006 yılı Temmuz ayında Hasan Uzunhasanoğlu ile birlikte tekrar Batum’a geçtik. Cemal Vanilişi’nin refakatinde Hasan Helimişi’nin kızı Narima Helimişi’yi ziyaret ettik.  Narima’yı elimize geçen fotoğraflarından tanıyorduk. O’nun 55 yaşındaki halini görmek hem de Helimişi’nin kızıyla tanışmak benim için hoş bir andı. Batum’daki evinde yalnız yaşıyordu. Babası gibi çalışkan ve sanatsal yaratıcılığı olan bir insandı. Babası hakkında uzun uzun sohbet ettik. Bize tereddüt etmeden aile albümünü çıkarıp gösterdi, fotoğraf çekmemize izin verdi. 

***

2007’nin Şair’in doğumunun 100. yılıydı. Helimişi'yi daha çok insana tanıtmak gerekiyordu. 2007 Uluslar Arası Beyoğlu Şiir Festivali'nde Helimişi ile ilgili bir bölüm ayrıldı. Burada, Helimişi'nin hayat hikayesi anlatıldı, şiirleri okundu. Bu kadar çok insanın şairi merak etmiş olması beni de şaşırtmıştı.

Ayrıca, Şair'in  100. doğum yılı çalışmaların bir parçası olarak, hayatı ve şiirlerinin yer aldığı "Mu P'at E Sk'iri" adlı bir kitap hazırladım.

***

Burada, Helimişi'yi tanımamızla ilgili süreci anlatmaya çalıştım. Şimdi, birkaç not daha ekleyeceğim...

Geçenlerde, Helimişi Xasani'ye ait tabloları teker teker kaydettiğim bir videoyu tekrar izledim ve gördüm ki "benim kaydettiğim resimlerle/ tablolarla Batum müzesinde bulunan tabloların sayısı aynı değil." Helimişi'nin bazı tabloları benim kayıtlarıma göre kayıp ya da Batum müzesinde bulunmuyor. Bunu çok ciddi bir soru olarak ortaya koyuyorum.

İkinci konu; Helimişi Xasani'ye ait bir çok materyalin (şiir, tablo) hiç gün yüzüne çıkmadan kaybolduğudur. Hatta, bazı Helimişi şiirlerinin başkalarınca sahiplenildiğini, tabloların ortaya çıkarılmadığı, bazı kişilerin de Helimişi şarkılarını kendi besteleri gibi üzerlerine kaydettirdiklerini duymuştum.

Yine, özellikle Gürcistan'da yayınlanan, Helimişi'ye ait şiirlerin yer aldığı bir kitapta özellikle bir şiirin tahrif edildiğini gördüm.

Son olarak Şairin kedini adlandırmasına değinmek istiyorum. Helimişi, şiirlerinde "Helimişi Xasani", rubailerinde ve tablolarında "Sazsız Aşık" imzasını kullanır. Kendini adlandırması bu şekildedir.

Kaynak :

İsmail Bucaklişi