ÇAYIN TADI ACILAŞTI!

<p>
	Bir &ccedil;oğumuz i&ccedil;in vazge&ccedil;ilmez bir keyif kaynağı olan, yorgunluğumuzu, miskinliğimizi alıp g&ouml;t&uuml;ren, sohbetlerimize ayrı bir dem katan &ccedil;ay, &uuml;reticilerinin damağında acı tad bırakıyor. Uzun zamandır en &ouml;nemli ge&ccedil;im kaynağımız olan &ccedil;ay, &ccedil;oktandır bize keyif vermiyor.</p>

ÇAY EMEKÇİLERİNİN DURUMU VE ÇÖZÜM ARAYIŞLARI

Bir çoğumuz için vazgeçilmez bir keyif kaynağı olan, yorgunluğumuzu, miskinliğimizi alıp götüren, sohbetlerimize ayrı bir dem katan çay, üreticilerinin damağında acı tad bırakıyor. Uzun zamandır en önemli geçim kaynağımız olan çay, çoktandır bize keyif vermiyor. Çay tarımı ve kuru çay üretimi biz emekçiler için bir eziyet kaynağı haline geldi artık.Çaykur Genel Müdürü 'sıfır stok' üretimle övüne dursun, özel sektörün pençesine düşmüş pek çok çay üreticisi Çaykur çayını tüket(e)miyor. Çay emekçisi kendisinin sebep olmadığı sorunların cefasını çekiyor.

Hükümetlerin siyasal çıkarları için dönemsel, günü kurtarıcı teşvik, istidam ve fiyatlandırma politikaları sonucu çay tarımı ve çay üreticileri büyük sorunların içine saplanıp kalmıştır. Devlet, daha baştan bölgemizde tarım ve hayvancılık alanlarında ürün ve tür çeşitliliğini esas alarak, uzun vadeli ve bölge kaynaklarının tam olarak değerlendir meyi hedef alan politikalar geliştirmek yerine sadece çay tarımını teşvik ederek, bölge halkının geçimini bir tek bu alana bağımlı kılmıştır.

Günümüzde başta Hindistan, Çin, Sri Lanka (Seylan), Kenya, Endonezya ve Türkiye olmak üzere yaklaşık 45 ülkede çay üretilmektedir. FAO verilerine göre, 2005 yılı itibariyle, dünyada çay üretimine ayrılan alan 2,6 milyon ha, elde edilen kuru çay ise 3,4 milyon tondur. Çay plantasyonlarının yüzde 37'si Çin'de bulunmakta; aynı şekilde dünya çay üretimin yaklaşık yüzde 27,5'ini Çin sağlamaktadır.

Başlangıçta çay tarımı, istihdam sorununa karşı 'geçici çözüm' olarak uygulamaya başlanmıştır. Ülkemizde çay üretimine, 1938-1940 yıllarında, Sovyetler Birliği'nden getirilen tohumlarla Rize ilinde başlanmıştır. 1950-1980 dönemi çay tarımı için en verimli dönem olmuştur. Bu dönemlerde çay sezonu şenlik havasında karşılanırmış. Bu yıllarda Londra'da yapılan tahlillerde en kaliteli çaylar arasında yer almıştır, ülkemizde üretilen çaylar. 1975'de 93 kg yaş çay bedeli ile bir Reşat altını alınabilmektedir. Oysa 1980 yılında bu oran birden 1 reşat altın=412kg çay olmuştu. B u gün ise ancak 280 kg yaş çay bir Reşat altını etmektedir.

Uygulanan teşvik politikaları sonucu kısa zamanda bölgenin her tarafı çaylık haline dönüşmüştür. Buna karşılık üreticiler çay tarımı hakkında yeterli düzeyde eğitilmemişlerdir. Üreticiler mısır gibi tarım faaliyetlerinden vazgeçerek, orman arazilerini çaylıklara dönüştürerek çay üretimine hız vermişlerdir. Tekniğine uygun olarak ekilip toplanmayan çay, bir süre sonra fiyat, kalite, pazarlama gibi sorunlara neden olmuştur.
Plansız bir tarzda büyüyen çay tarımını denetim altına alıp düzenlemek yerine, siyasal rant için, sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getiren uygulamalara devam edilmiştir. Artan yaş çay üretimine karşılık çay fabrikalarının kapasiteleri daraltı larak yaş çay alımına kota ve kontenjan uygulanmaya başlanmıştır. Fabrikalarda yeterli düzeyde teknolojik yenilenme yapılmayarak yeni teknolojiler geliştirilmemiştir. Kuru çayın iç ve dış piyasalarda etkin pazarlanması için yeterli çaba gösterilmemiştir. Halen üretilen 110 bin ton kuru çayın ancak 4-5 bin tonu ihraç edilmektedir. Buna karşılık Sri Lanka ve İran üzerinden kalitesiz ucuz çay ithal edilmektedir (Bu kalitesiz kaçak çaylar çoğunlukla Çaykur etiketiyle piyasaya da sunulmaktadır.)Bu nedenlerden dolayı çay sektörü zarar eder duruma getirilmiştir.

Çaykur'un açıkladığı 2005 rakamlarına göre, Rize, Trabzon, Artvin, Giresun ve Ordu illerinde , toplam 766.247 dekarlık bir alanda (bu, bölgedeki tarıma elverişli alanın neredeyse tamamıdır)202.498 üretici çay tarımı yapmaktadır (son on yıldır bu sayılarda bir değişiklik olmamıştır). Bu sayı sadece Çaykur'a kayıtlı cüzdan sahiplerini ifade etmektedir; bu sayıya aile üyelerini de dahil ettiğimizde çay üreticilerinin sayısıbir milyonu geçmektedir.ıÜüÇay tarımı ve sanayiinde devlet tekelinin kaldırıldığı Aralık 1984'ten sonra yeni fabrika kurmasına izin verilmeyen ÇAYKUR, günümüzde 45 yaş çay işleme ve 3 çay paketleme fabrikası ile etkinliğini sürdürüyor. Çaykur'a ait 45 fabrikada 13.514'ü geçici/mevsimlik işçiler olmak üzere toplam 15.870 kişi istihdam edilmektedir. !996'da ise 21.541'i geçici işçi olmak üzere 23.330 kişi istihdam edilmekteydi. Tüm bölgede üretilen yaş çay miktarı 1 milyon tonu bulmaktadır. Çaykur ise 600 bin ton civarında yaş çay almaktadır. Çay sektöründe toplam kurulu kapasitenin yüzde 37'sinin kamu, yüzde 63'ünün özel sektöre aittir. ÇAYKUR'un yaş çay alımındaki payı 1999 yılında yüzde 77 iken, 2004'te yüzde 53'e geriletilmiştir. Çaykur yıllardır ortalama 100-120 bin ton çay üretmektedir. Oysa ülkemizin çay tüketim pazarının 170 bin ton kapasitesinde olduğu tespit edilmiştir. Türkiye üretim alanlarının genişliği açısından dünyada 7., kuru çay üretimi açısından ise 5. sırada yer almaktadır. Kişi başına çay tüketimi yönünden İrlanda 3,3 kg/yıl ile dünyada ilk sırada olup, Türkiye 2,3 kg/yıl olan tüketimiyle İrlanda, İngiltere ve Kuveyt'in ardından 4. sıradadır.


1980'lı yıllarla beraber tüm dünyada uygulamaya sokulan, devletin ekonomiden el çektirilerek, bu alanların özelleştirmeler yoluyla özel sektöre satılmasını, emekçilerin sosyal haklarının ellerinden alınarak, emek gücünün ucuzlatılmasını esas alan neo-liberal politikalar Türkiye'de de yürürlüğe sokulmuştur. Böylece, devletin tek alıcı olduğu tarım sektöründe ve diğer devlet tekelindeki fabrikalar özel sektöre satılmaya başlanmıştır. Gümrük Birliği ve DTÖ anlaşmaları gereği olarak çay sektörü de yerli ve yabancı özel sermaye gruplarına açılarak Çaykur'un özelleştirilerek tasfiyesi için ilk adımlar atılmaya başlanmıştır.
Uzun vadeli, bilimsel politikalarla üretimi ve istihdamı büyütmek , kalkınmayı esas almaktansa sermaye gruplarının karlarının artırılmasını esas alan devlet, yanlış politikalarının neden olduğu sorunların faturasını da üreticilere ve emekçilere kesmektedir. Kamu iktisadi teşkilatlarının (KİT'ler; ÇAYKUR, TEKEL ,PTT, DEMİRYOOLARI VS) zarar ettiği, devletin ekonominin üzerinde kambur oluşturduğu yaygaraları koparılarak (sanki bunu yapanlar siyasiler ve sermaye çevreleri değilmiş gibi) her şey satılığa çıkarıldı. En başta da emekçilerin sosyal hakları.

1984'te çay üretimi özel sektöre açılmıştır. Bu dönemde sadece Lipton (dünya çay üretiminin yaklaşık %13'üne sahiptir) üretim gerçekleştirmiştir. Özel sermaye asıl olarak 2000'le beraber sektöre giriş yapmıştır.Devlet çay tarımı ve kuru çay üretimi sektöründe de gerekli tedbirlerin alınmaması ve açılımların yapılmaması sonucu biriken sorunlar karşısında 'çözüm'ü, bu sektörü de özel sektörün yağmasına terk etmekte bulmuştur. . İlk başta üreticilerce rahatlık olarak algılanan özel çay fabrikaları, hızla çoğalmıştır. LİPTON, SABANCI gibi dev sermaye tekellerinin de sektöre girmesiyle çay sektörünün özelleştirilme süreci hızlandırılmıştır.Bugün 200'ü aşkın irili ufaklı özel çay fabrikası işlemektedir.

2000 krizinden sonra uygulamaya sokulan Kemal Derviş adıyla anılacak IMF politikaları gereği olarak, 1999'da 843.093 ton olan yaş çay alımı 2000'de neredeyse yarı oranında azaltılarak 499.098 ton indirilmiştir. Özel sektörün önünü açmak amacıyla gerçekleştirilen bu uygulamalara bağlı olarak cüzdan başına yaş çay üretimini kotalarla sınırlamış, fazla çayın özellere verilmesine sağlamıştır. Çay üreticisi kontejan uygulamalarıyla (ürünün kartlaşma tehlikesinden dolayı) zaman baskısına alınmıştır. Kota uygulaması ise, çay bahçelerinin gerçek ölçüleri yerine kayıtlı değerleri üzerinden yapıldığından, üretici kota fazlasını özel sektöre vermek zorunda bırakılmıştır .

Buna karşılık, oluşan çay piyasası hiçbir yasal düzenlemeye tabi kılınmamıştır. Özel sektörce verilen çay alım cüzdanlarının hukuki bir geçerliliği olup olmadığı bile meçhuldür. Hızla çoğalan özel çay fabrikaları yeterli teknik donanıma ve üretim bilgisine sahip olmadıklarından dolayı kalitesiz çay üretmekte, tabiatıyla kalitesiz çaylarını da satamamaktadırlar. Özel sektör bu durumun faturasını da üreticiye ve emekçilere ödettirmektedir. Hileli iflaslarla ya emekçilere olan borçlar ödenmemekte ya da elinde kalan kalitesiz kuru çay borç bedeli sayılarak üreticiye geri satılmaktadır. Bazen de borç bedeli olarak fahiş fiyata (sağlık açısından hiç bir kontrole tabi olmayan) gıda maddeleri verilmektedir. Her halükarda üreticiler çifte zarara uğratılmakta adeta enayi yerine konulmaktadırlar. Ayrıca elde kalan kalitesiz çaylar Çaykur etiketleriyle iç pazara kaçak yollarla, informel ilişkilerle dağıtılmaktadır. Bütün 'kara' işlerde olduğu gibi bunun da bir mafyasının oluştuğunu tahmin edersiniz. İşin bu kadar vahim olmasına karşın üreticiler haklarını savunmak, alınterilerinin karşılığını almak için hiç bir şey yapamamaktadırlar.

Çay tarımını ve üreticilerin sorunları bunlardan da ibaret değildir. Tarım topraklarının aile fertleri arasında paylaşılması ile aile başına düşen çay üretimin azalması ve buna parelel olarak yaş çayın rayiç fiyatının gerçek değerinin her yıl azalması sonucu çay tarımı tek başına geçim aracı olmaktan çıkmıştır. Yeni iş alanlarının da olmaması sonucunda işsizlik, göç, gençlerin asgari ücretin biler altında bir ücretle çalıştırılması gibi sorunlara neden olmaktadır. Ayrıca çayın toplanmasında aile emeğinin yetmemesi sonucu son yıllarda artan oranda ücretli emekçiler kullanılmaya başlanılmıştır. Bu işçilerin de hiçbir sosyal hak ve garantisi yok. İşçilerin genelde yöre dışından ve yabancı uyruklu olmaları da başka sorunlara neden olmaktadır.

Çay sektörü, çay bitkisinin ekimi, bakımı ve yaş çayın toplanması, satılması ve fabrikalarda kuru çaya dönüştürülmesi ve tüketiciye ulaştırılmasına kadar ki bütün süreci ve aşamaları kapsar ve tanımlar. Bu durma bağlı olarak da 'çay emekçisi'', bütün bu süreçte yer alan, geçimini tamamıyla ya da önemli bir kısmını buradan sağlayan herkesi kapsar ve tanımlar. Pratikte çay sektörü aile emeğinin temel olduğu bir sektördür. Aile içinde fabrikada iş bulabilen (genelde) erkekler, kadrolu yada çoğunlukla mevsimlik işçi olurken; kadınlar ve gençler yaş çayın toplanmasıyla uğraşan 'ev-işçileri' yada üreticilerdir. Geçim ancak bütün bu emeklerin toplamı sayesinde idame ettirilmekte olduğundan her iki emek /gelir türü de vazgeçilmezdir. Genel olarak aile içinde kadın ve erkek arasında böyle bir sosyal ayrım oluşmuş olmakla beraber her iki emek/gelirinde aile geçimi açısından toplamda gerekli olduğundan fabrikadaki işçi ile yaş çayla ilgilenen çay üreticisi bir ve aynı 'kişi'dir. Sosyal ve ekonomik çıkarları bir ve aynıdır. Sektörün her iki tarafında yaşanan sorunlar birbirine bağlıdır ve benzer nedenlere dayanır. Birini çözümü de diğerine bağlıdır.

Çay üreticilerinin bağımsız, aile bazlı üreticiler olmalarından dolayı ortak sorunlarına ve ihtiyaçlarına birlikte çare arama doğrultusunda herhangi bir örgütlenmeyi bu güne kadar sağlayamamışlarıdır. Çay öncesi dönemde mısır vb. tarımında günlük yaşamın kolaylaştırılmasında önemli bir gelenek olan imece geleneği çay tarımında sürdürülememiştir. Neredeyse her çay sezonunda ''Çayda sömürüye son'' mitingleri vs gerçekleştirilmesine karşılık henüz bir örgütlenme başarılamamıştır. En son iki yıl önce 'Çay Üreticileri Sendikası Girişimi' oluşturulmuş ama çalışmalarsönümlenmiştir.Bu sorun, mevcut durumun en büyük ve kilit sorunudur.Çay fabrikalarında çalışanlar resmiyette Tek-Gıda-İş üyesidirler. Ama bu sendika çay emekçilerin haklarını savunma, işçileri bilinçlendirme doğrultusunda hiçbir çaba içerisinde olmadığından onlarda fiiliyatta sendikasız ve örgütsüzlerdir. Özel sektörde çalışan işçilerin durumu daha vahimdir. Bu işçilerin hiçbir sendikal hakları yoktu. Çoğunluğunun sigortaları yapılmamıştır. Sekiz saatlik çalışma sistemi rafa kaldırılmıştır.

Çay emekçileri olarak yaşadığımız soruların iyileşmek bir yana daha da artacağını söylemek müneccimlik sayılmaz. Çünkü, önümüzdeki dönemde Çaykur'un tamamen özelleştirilmesi gündemdedir. Çaykur'un özelleştirilmesi ile birlikte çay emekçileri tamamen yerli ve yabancı sermayedarların insafsızlığına terk edileceklerdir. Halihazırda özel sektörün yaptıkları bilinirken, iplerin tamamen onların eline geçtiği durumda nelerin olacağını her emekçi tahmin edebilir. Örneğin, özel şirketler yaş çaya verilen taban fiyatı çok yüksek bulmakta, fiyatın 30-40 centten 15-20 cente indirilmesini talep etmektedirler devletten.

Mevcut durumda yaşanılan sorunların düğüm noktası çay emekçilerinin birlik ve beraberlikten yoksun, örgütsüz olmalarıdır. Bundan dolayıdır ki, kaderleri tamamen başkaları tarafından belirlenmektedir. Sorunlarını dile getirememekte, yöneticilerce muhatap kabul edilmemektedir.Tek tek üreticiler kendi çayını kurtarayım derken özel sektörün ağzına kolay av olmaktadırlar. Özel sektör ve hükümet emekçilerin örgütsüzlüğünden cesaret alarak istedikleri fiyattan istedikleri gibi çay alıp satabilmektedirler. Bazı özel firmaların kendilerini ''Sat-Kurtul'' adıyla ilan etmeleri hem bu tüccarların çakallıklarının pervasızlığını hem de çay emekçilerinin çaresizliğini yansıtmaktadır. Örgütsüz ve dayanışmadan yoksun üreticiler sorumlulardan hesap soramamakta, haklarını savunamamakta, emeklerinin karşılığını alabilecek güç ve iradeden mahrum kalmaktadırlar. Şu da bir gerçek ki, hiçbir üretici tek başına bu çarka karşı duracak güçte değildir. Ancak hep birlikte, örgütlü davranırsak sorunlarımıza çare üretebiliriz.

Çay emekçileri, yaşadıkları sorunların (taban fiyatının düşük olması, kontejan-kota uygulaması, gübre fiyatlarının yüksekliği, vb) kapsamı ve derinliğini bütünsel olarak ele almak zorundadır. Keza taleplerini ve çözüm önerilerini belirlerken de bütünsel bir program oluşturmalıdır. Çünkü, örneğin yaş çaya verilen fiyatın büyüklüğü ile çay hasadının tarzı, ülkeye sokulan kaçak çayın yarattığı pazar sorunu, çay fabrikalarında kullanılan teknoloji gibi konular birbirleriyle alakalıdır. Diğer taraftan, çay emekçilerinin helalinden geçim koşullarından mahrum bırakılması, esnafın yaşadığı sorunların; bölgemizde yaşanan eğitim ve sağlık sorunlarının; ahlaki ve siyasi yozlaşmanın belli başlı nedenlerinden biridir.

Bütün bu etkenlerden dolayı çay emekçileri, sadece yaş çaya daha yüksek fiyat, kota-kontejanın kaldırılması talepleriyle yetinemez-yetinmemelidir. Böylesi sınırlı, kısmi bakış tarzı ve talepler sorunların kaynağını ve büyüklüğünü kavrayamamak olduğu gibi makul bir çözüme ulaşmaya da engeldir.

Örneğin, Hopa ve Kemalpaşa'da gerçekleştirilen eylemlerde kota ve kontejanın kaldırılmasını talep eden üreticilere, yetkililer, mevcut uygulamaların Çaykur'un teknik kapasitesinin sınırlılığını gerekçe gösterdiler. Mevcut fabrika sayısı ve teknik kapasite veri alındığında kota-kontejan zorunlu olmaktadır. Ama eğer mevcut kapasite yaş çay arzını karşılamıyorsa neden yeni fabrikalar açılmıyor yıllardır? Üstelik bölgemizin en büyük sorunlarından birinin işsizlik olduğu bilinirken.1999 yılında aynı kapsite ile 800 bin ton işlenirken şimdi neden kapasite bahane ediliyor? Kapasite yetmiyorsa, Üreticiler özel sektörün yağmasına terk edilmek yerine, Çaykur kendisi neden özel sektöre çay satma yoluna gitmiyor? Anlaşılacağı gibi, sorunların arka planında başka nedenler ve sorumlular bulunmaktadır.

Yine, Hopa ve Kemalpaşa'da gerçekleştirilen eylemlerin gösterdiği gibi, üreticiler, birlilk ve beraberlik halinde örgütlü davrandıklarında ancak muhatap kabul edilmekte ve yetkilileri açıklama yapmak zorunda bırakarak sorunların aşılması için zorlayabilmektedirler. Kendiliğinden bir tepki ile gerçekleşen bu eylemler kısmi ve geçici de olsa hak kazanımı ile sonuçlanmıştır. Bu da sorunlarımızın ancak örgütlü mücadele ile aşılacağını göstermiştir. Daha büyük kazanımlar için daha büyük örgütlenmeler ve eylemler gerekir.

Çay emekçileri, sorunlarının çözülmesi için bir program etrafında söz, yetki ve karar hakkının bizzat kendisinde olduğu bir sendika çatısı altında örgütlenmek zorundadır. Sendika, benzer yaşam koşulllarını paylaşan, dertleri, sorunları bir veya benzer olan üreticilerin, emekçilerin sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal haklarını, çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla kurulan birliklerdir. Çay emekçileri geçmişte yapılan İmecelerin yol yapımı, hasat gibi zor ve ağır işlerin üstesinden gelinmesinde aynı zamanda komsuluk ve dostluk ilişkilerinde nasıl bir rol oynadığını anımsayarak sendikanın ne olduğunu vve ne işe yarayacağını düşünebilir.

Emekçiler, sendika aracılığıyla kendi sorunları, ekonomik ve sosyal hakları hakkında bilinçlenerek yetkililere taleplerini güçlü bir tarzda iletme imkanı bulacak ve bu doğrultuda eylem yapma iradesi kazanacaktır. Aynı zamanda emekçilerin birleriyle yardımlaşması ve ddayanışmasını arttırarak, tüccarların karşısına tek bir irade olarak çıkabilecekler ve onlara taleplerini kabul ettirme iradesi kazanacaklardır. Çay taban fiyatının belirlenmesinde, çay paralarının zamanında ödenmesi ve özellerin yağmacılığına son verilmesinde söz ve yetki sahibi haline gelecektir. Gerektiğinde, üreticilerin katkılarıyla oluşturulacak fonlar sayesinde kendi fabrikalarını açma, hatta Çaykur'a talip olma gücüne kavuşacaklardır.

Çay emekçileri, artık vakit kaybetmeksizin, geçmişteki bazı girişimlerin başarısızlığından umutsuzluğa kapılmaksızın, derhal sendika kurma faaliyetlerine başlamalıdır. Bu amaçla, tek tek çay alım yerlerinden başlayarak, bütün köy ve ilçelerde, bütün çay emekçilerinin katılımını hedefleyerek ''Üretici Meclisleri'' oluşturulmaya başlanmalıdır. Bütün üreticilerin doğal üyesi sayılacağı bu Meclisler, emekçilerin bütün sorunlarının tartışıldığı, çözüm önerilerinin ve taleplerin belirlendiği, sağlam bir örgütlenmenin gerçekleştirilmesi için nelerin yapılması gerektiğinin kararlaştırıldığı, söz, yetki ve karar hakkının bizzat üreticilerde olduğu sendikanın dayanak organları olacaktır.

 

Çay üreticilerinin/emekçilerinin sorunlarının çözümü için girişilecek bir örgütlenme çalışmasının dikkate alması gereken temel faktörlerden biri de, 'üretici' ile 'işçi'nin 'aile ocağı'nda birleşmiş, bütünleşmiş olmasıdır. Örneğin, fabrika işçilerinin grevi yaş çay alımını durduracağından 'üretici' büyük zarara uğrayacaktır. Üretici için ise 'üretimden gelen' bir eylem gücü yok; ürününü zamanında elden çıkarmaktan başka şansı yoktur- hiçbir üretici bir sürüm yada dönem çayını satmamayı göze alacak maddi duruma sahip değildir. Bu durum ancak işçi ile üreticinin ortak örgütlenmesi ve eylemi sayesinde aşılabilir. Örnekten hareketle, işçiler, yaş çay alım birimi faal tutulurken diğer birimler greve giderek zararları giderebilir. Üretici de eyleme kitle ve lojistik destek sunabilir. Bu ve benzeri sorunların aşılmasında üretici-işçi birliği kilit rol oynayacaktır.Bu amaçla fabrika işçileri de, zaten bir faydasını görmedikleri Tek Gıda İş'ten ayrılarak üreticilerle birlikte kurulacak 'Çay Emekçileri Sendikası'na katılmalıdır.

Artık çay emekçilerinin önünde iki seçenek, iki yol var: Ya devletin ve özel sektörün elele vererek emeğimizin, geçimimizin yağmalamasına, sömürmesine yani şimdiki duruma razı olacağız ve de çaydan umudumuzu tamamen keseceğiz yada bir an önce birlik olup, örgütlenerek, ortak sorunlarımıza ortak çare bulmaya çalışacağız. Seçim bizim.
Seçimini emeğine, toprağına sahip çıkmaktan yana yapanlar bir an önce kendi birliklerini kurup, çay sektörünün özel sermayenin yağmasından kurtaracak yasal, iradi ve örgütsel yolları aramalı, bulmadırlar. Sektörün, emekçilerin haklarını kollayan yasal bir düzenlemeye kavuşturulması için mücadele etmelidirler. Genel olarak hayatımızın insana yaraşır, çağımızın nimetlerinden faydalanabilir bir düzeye ulaşması için çabalamalıyız. Topraklarımızın bereketinden daima yararlanabilmek için ürünümüzü doğal yöntemlerle en gelişkin bilimsel yöntemlerle üretmeliyiz. Toprak ve iklim koşullarının elverdiği yeni tarım ürünlerinin yetiştirilmesi için bilgilenmeli ve çabamızı bu doğrultuda yoğunlaştırmalıyız.