Artvin’in kiliseleri yok oluyor

<p>
	<strong>Uğur Biryol<br />
	<br />
	Baraj yapımı nedeniyle bir&ccedil;ok kiliseye ulaşım yeterince zor &ccedil;&uuml;nk&uuml; bozuk olan yollar iyice bozulmuş. Turistler bile artık gitmiyor, kiliselerin bakımı yok. Camiiye &ccedil;evrilenler bile korunmamış, Hode&ccedil;ur&rsquo;daki kilisede olduğu gibi. Diğerlerinin hali de i&ccedil;ler acısı. Ya i&ccedil;inde ateş yakılmış ya duvarları boyanmış ya da i&ccedil;inde bomba patlatılmış!&nbsp;</strong></p>

 

Doğu Karadeniz’in doğusundaki Artvin’in şimdilerde baraj sularıyla dinginleşen Çoruh Nehriyle şekillenen sarp kayalıklar ve ormanlarla çevrili coğrafyasında yıllardır ihmal edilen eski Gürcü krallıklarından kalan kiliseler mutlaka kurtarılmalı. Akhtamar gibi bu kiliselerin de acilen kurtarılması gerekiyor. Baraj yapımı nedeniyle birçok kiliseye ulaşım yeterince zor çünkü bozuk olan yollar iyice bozulmuş. Turistler bile artık gitmiyor, kiliselerin bakımı yok. Camiiye çevrilenler bile korunmamış, Hodeçur’daki kilisede olduğu gibi. Diğerlerinin hali de içler acısı. Ya içinde ateş yakılmış ya duvarları boyanmış ya da içinde bomba patlatılmış! Buna bir de “define avcıları” eklenince kiliseler için tehlike çanları çalıyor artık. Kültür Bakanlığı’nın müracaat beklemeden bu kiliseleri koruma altına almalı, yoksa çok yazık olacak.

Uğur Biryol

Bir kısmı Çoruh nehrinin kollarının suladığı Erzurum’un Tortum ilçesi sınırları içinde kalan bu kiliselerin, 3 tanesi de Artvin sınırları içerisinde yer alıyor. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz İşhan Manastır Kilisesi’dir. İşhan Manastırı, Yusufeli’ndeki İşhan Köyü’nde bulunuyor. Manastırdan günümüze bir kilise ve bir şapel ulaşmıştır. “Kilisenin adı ilk olarak, 951 tarihli “Grigor Khandza’nın Yaşamı” adlı elyazmasında geçer. Khandza Manastırı’nda Gürcü dilinde yazılmış olan ve halen Kudüs’de saklanan elyazmasında, III. Nerses’in piskoposluğu döneminde (641-661), doğum yeri olan İşhan’da Tetrakonchos planlı bir kilise inşa ettirdiği belirtilir. Ancak, kısa süre sonra başlayan Arap akınları sırasında kilise tahrip olur ve terk edilir. Dokuzuncu yüzyılın başında Rahip Saba, Kral Adarnese’nin (ölümü, 826) desteği ve maddi katkısıyla, tahrip olan kilisenin yerinde yeni bir manastır kurar ve manastırın ilk rahibi olur. Kilisenin içindeki ve güney duvarındaki beş ayrı Gürcüce yazıttan, kilisenin 917 yılından başlayarak 1032 yılına kadar değişik dönemlerde onarıldığı anlaşılır. 12.-14. Yüzyıllarda ise kilisenin batı, kuzey ve güneyine yeni yapılar eklenir.”1

Çoruh Havzası’ndaki beş piskoposluk merkezinden biri olarak kullanılan manastırın 17.  Yüzyıla kadar kullanıldığı biliniyor. 19. Yüzyılda Osmanlı-Rus savaşları sırasında, Osmanlı ordusunun kışlası; 19. Yüzyılın sonundan 1983 yılına kadar kilisenin batı haç kolu cami olarak kullanılan kilise, 1987 yılında da Kültür Bakanlığı tarafından tescil edilerek korunması gereken taşınmaz kültür varlıkları arasına alınmış olmasın rağmen korunması için pek çaba harcanmadığı ortada.

Yusufeli’ndeki manastırlar

Artvin’deki bir diğer yapı da Barhal manastırıdır. Barhal Manastırı da Yusufeli’nde  Altıparmak Köyü’nde Parhal Çayı’nın sağındaki yamaçta yer alır.  Manastırdan günümüze bir kilise ve iki şapel ulaşmıştır.  “973 tarihinde Şatberdi Manastırı’nda kopya edilen “Parhal İncili”ne göre manastır, Gürcü Kralı David Magistros (krallığı, 961-1001) tarafından 961-973 yılları arasında inşa ettirilmiş olmalıdır. Elyazmasında manastır kilisesinin Vaftizci Yahya’ya adandığı belirtilir. Gürcü kralı Büyük Aleksander (krallığı, 1412-1442) döneminde, kilisenin güneyindeki giriş açıklığı önüne bir mekan eklenir. Orta nefin güney duvarındaki kırmızı boya ile yazılan yazıtta, kilisenin, Patrik VIII. İovan (patrikliği 1495-1507) döneminde onarıldığı belirtilir. 1518 yılında, Atabek Kvarkvare tarafından, kilisenin batı girişi önüne yeni bir mekan eklenir. Kilisenin güney ve batı girişi önüne eklenen mekanlar günümüze ulaşmamıştır. Kilise 17. yüzyılın ortalarından bu yana cami olarak kullanılmaktadır.” 2

Ama cami olarak kullanılması da onu bakımsızlıktan kurtaramamış. Ne yazık ki Anadolu’daki tüm sivil eserlerin hani dine mensup olursa olsun makûs talihi bu olsa gerek. Yusufeli’ndeki Okhta Ecclesia Manastırı da aynı ilgisizlikten ve duyarsızlıktan nasiplenen yapılardan biri. Tekkale köyüne 7 km. uzaklıktaki bu yapı 1350 metre yüksekliğinde bir tepe üzerine inşa edilmiş. Dört Kilise Manastırı kilise, yemekhane, elyazmaları odası ve dört şapelden oluşuyor. Ayrıca manastıra giden yol üzerinde, Tekkale Köyü’ne varmadan önce bir kale ve içinde bir şapel bulunuyor. Kilisenin tarihine bakıldığında ise şu bilgilere ulaşmak mümkün: “ Kilisenin tuğlaları üzerindeki ‘İsa David’i korusun’ yazısına dayanılarak manastır kilisesi Gürcü Kralı David dönemine (961-1001) tarihlenir. Dört Kilise Manastırı’nın adı ilk kez 1031 tarihli bir Gürcü elyazmasında geçer. Ioannes ve Euthemios isminde iki azinin yaşamlarının anlatıldığı elyazmasında ‘Ioannes 965 yılında İsa’nın aşkının ateşi ile dünyadaki nimetlerden vazgeçip o zamanlar çok ünlü olan oktaeklezya manastırına çekildi’ denilmektedir. Bu bilgiden manastır kilisesinin 965 yılından önce bitirildiği anlaşılır.”3 Bu kilise diğer yapılara nazaran daha korunmuş durumda olsa da yine de bir turizm değeri olarak bilinmemekte.

Şavşat’taki Tbeti Katedrali ise Cevizli köyünde bulunuyor ve ondan günümüze kalan bir kilise ve bir şapel. Kilise Gürcü kralı Kuropalates Gurgen’in ölümünden sonra oğlu Aşot Kuhi (899–918) tarafından inşa ettirilmiş. 995 yılında burada yazılmış olan ve çok büyük sanatsal değer taşıyan bir İncil bugün St. Petersburg Halk Kütüphanesi’ndedir. Meraklıları gidip orada görebilir! 1885 yılında kubbesine yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüş olan kilisenin camii işlevi 1889 yılında sona erer. Bir süre yanındaki okulun tiyatro salonu olarak kullanılan kilisenin 1953 yılında kubbesi ile birlikte batı bölümü tamamen yıkılır. Artvin merkezindeki Hamamlı köyünde bulunan Dolishan Manastırı da tarihin izlerini yok ettiği  yapılardan biridir. Günümüze sadece bir kilisenin ulaşabildiği yapıyla ilgili olarak tarihi kaynaklarda Dolishan, Dolis-Kana ya da “iri taş ovası” anlamındaki Lodis-Kana adıyla anılır. Manastır kilisesinin, Gürcü kralı Bagrat (937-954) tarafından 10. yüzyılın ilk yarısında inşa ettirildiği tahmin edilir.  14. yüzyıla kadar işlevini sürdüren Manastır Kilisesi 16. yüzyılda, güney haç kolu duvarına bir mihrap eklenerek cami olarak kullanılmaya başlanır. 1957 yılındaki bir onarım sırasında kilisenin içi ahşap bir bölme ile iki kata ayrılır; üst kat cami, alt katı ise depo olarak kullanılmaya devam eder. 2002 yılında köye yeni bir cami yapılması ile kilise terk edilmiş ve içindeki ahşap kat ayrımı sökülmüş.

İş işten geçmeden

Evet; Artvin’deki  kiliselerin hikayesi böyle. Sonradan camiye çevrilenler bile kaderine terk edilmiş. Burada şunu önemle vurgulamakta fayda var: Türkiye gerçekten de TRT’deki programlarda iddia edildiği gibi bir açık hava müzesi ise gereği yapılsın. Eğer gereği yapılmazsa bu yapılar da olmayacağından mesela bir 10 yıl sonra müzelik durumdan bahsetmek imkânsız olacak.

www.choruh.com